6-Behcet-Hastaligi-ve-Cilt-Problemleri-1-1200x686.jpg

27 Mayıs 2024 Bloglar0

Behçet Hastalığı ve Cilt Problemleri

Behçet hastalığı, genellikle ağız ve cinsel bölgede tekrarlayan yaralar, göz iltihabı ve cilt problemleriyle karakterize edilen nadir bir kronik otoimmün hastalıktır. Adını, 1937 yılında bu hastalığı ilk kez tanımlayan Türk dermatolog Hulusi Behçet’ten almıştır. Behçet hastalığı, özellikle İpek Yolu boyunca yer alan ülkelerde daha sık görülmekte ve cilt problemleri hastalığın en yaygın semptomlarından biridir.

Behçet Hastalığının Nedenleri ve Belirtileri

Behçet hastalığının kesin nedeni henüz tam olarak bilinmemektedir. Ancak genetik ve çevresel faktörlerin etkili olduğu düşünülmektedir. HLA-B51 geninin hastalığın gelişiminde önemli bir rol oynadığına dair kanıtlar bulunmaktadır. Hastalığın ana belirtileri şunlardır:

  1. Ağız Yaraları: Behçet hastalığının en yaygın belirtisi, genellikle ağrılı ve tekrarlayan aftöz ülserlerdir.
  2. Cinsel Bölgede Yaralar: Kadınlarda vulva, erkeklerde skrotumda meydana gelen ülserler, hastalığın ikinci en yaygın belirtisidir.
  3. Göz Sorunları: Üveit (gözde iltihaplanma), görme sorunları, bulanık görme gibi göz problemleri görülebilir.
  4. Cilt Problemleri: Akneiform döküntüler, follikülit (kıl kökü iltihabı), pannikülit (eritema nodosum), vb cilt lezyonları, Behçet hastalığının belirleyici semptomlarındandır.

Behçet Hastalığında Cilt Problemleri

Behçet hastalığına eşlik eden cilt problemleri oldukça çeşitlidir ve farklı şekillerde ortaya çıkabilir:

  1. Eritema Nodosum: Deride ağrılı, kırmızı ve şişkin nodüller şeklinde ortaya çıkar. Genellikle alt bacaklarda görülür.
  2. Püstüler Lezyonlar: Deride kabarcık şeklinde ortaya çıkar ve enfekte olmuş gibi görünebilir.
  3. Akne Benzeri Lezyonlar: Behçet hastalığı olan bazı kişilerde sivilce benzeri lezyonlar oluşabilir. Özellikle sırt ve göğüs bölgesinde yaygın olarak görülür.
  4. Papülopüstüler Lezyonlar: Küçük kabarcıklar ve irinle dolu sivilceler şeklinde kendini gösterir.
  5. Pateryji Testi: Behçet hastalığına özgü olan bu testte, iğne batırılan bölgede 24-48 saat içinde kırmızı, şişkin bir reaksiyon görülür.

Tedavi Yöntemleri

Behçet hastalığının tam olarak bir tedavisi bulunmasa da, semptomların kontrol altına alınması için çeşitli ilaç tedavileri uygulanır. Tedavi planı, her hastanın özel belirtilerine göre düzenlenir:

  • Kortikosteroidler: Enflamasyonu azaltmak ve hastalık alevlenmelerini hafifletmek için kullanılır.
  • İmmünosüpresanlar: Bağışıklık sisteminin aşırı tepkisini baskılayarak hastalığın ilerlemesini yavaşlatır.
  • NSAID’ler: Ağrı ve iltihabı azaltmak için non-steroid anti-inflamatuar ilaçlar kullanılır.
  • Topikal Tedaviler: Yaraların üzerine doğrudan uygulanabilen merhem ve kremler, cilt lezyonlarının iyileşmesine yardımcı olur.

Behçet hastalığı, cilt problemleri başta olmak üzere birçok farklı organı etkileyen, karmaşık ve zorlu bir hastalıktır. Hastaların yaşam kalitesini artırmak için erken tanı ve uygun tedavi önemlidir. Sağlıklı bir yaşam tarzı, düzenli çocuk romatoloji kontrolleri ve ilaç tedavisine uyum, hastalığın semptomlarını kontrol altında tutmaya yardımcı olur.

Detaylı Bilgi için: Behçet Hastalığı


8-Behcet-Hastaligi-Tani-Yontemleri-1-1200x686.jpg

27 Mayıs 2024 Bloglar0

Behçet Hastalığı Nedir, Tanı Yöntemleri Nelerdir?

Behçet Hastalığı, ilk kez Türk dermatolog Hulusi Behçet tarafından tanımlanmış olup, oral ve genital bölgede oluşan aftlar, cilt lezyonları, eklem yakınmaları ve gözlerdeki inflamasyon ile karakterize bir damar romatizmasıdır. Hastalığın tanı süreci karmaşık olabilir çünkü belirli bir tanı testi yoktur. Tanı, genellikle klinik semptomlara ve diğer hastalıkları dışlayan bir süreçle konulur. 

Belirtileri
Behçet Hastalığı, farklı çaptaki damarları etkileyen romatizmal bir hastalık olduğu için, birçok doku ve organda çeşitli belirtiler ile seyredebilir. En yaygın görülen belirtiler arasında şunlar bulunur:

  1. Ağız Yaraları (Aftöz Ülserler): En sık rastlanan belirtidir. Yaralar genellikle birkaç hafta içinde iyileşir ve sıklıkla tekrarlar.
  2. Genital Yaralar: Erkek ve kadınlarda genital bölgede ağrılı yaralar görülür.
  3. Cilt Lezyonları: Akne, follikülit, pannikülit 
  4. Göz İltihabı (Üveit): Gözde kızarıklık, bulanık görme ve ışığa duyarlılık gibi belirtilerle karakterizedir.
  5. Eklem Ağrıları: Diz, dirsek ya da bilek gibi eklemlerde şişlik ve ağrı.
  6. Diğer Belirtiler: Merkezi sinir sistemi ve sindirim sistemi de etkilenebilir.

Tanı Süreci ve Yöntemleri
Behçet Hastalığı’nın tanısında kullanılan ana yaklaşımlar şunlardır:

  1. Klinik Değerlendirme: Çocuk romatoloji uzmanları genellikle hastalığın tanısını koyarken kapsamlı bir klinik değerlendirme yapar. Bu değerlendirme, hastanın geçmiş tıbbi öyküsünü ve mevcut belirtilerini içerir.
  2. Kan Testleri: Kan testleri doğrudan hastalığın tanısını koymasa da vücuttaki bağışıklık sisteminin reaksiyon seviyesini belirlemeye yardımcı olabilir. Özellikle C-reaktif protein (CRP) ve eritrosit sedimentasyon hızı (ESR) bu amaçla kullanılır.
  3. HLA-B51 Testi: Behçet Hastalığı ile ilişkili olan HLA-B51 geninin varlığını belirlemek için yapılan bir testtir. Bu genin bulunması, hastalığa yatkınlığı gösterir, ancak tanı için belirleyici değildir.
  4. Deride Paterji Testi: Cilde steril bir iğne batırılır. İki gün içinde kızarıklık veya püstül oluşumu gözlemlenirse test pozitif kabul edilir. Behçet hastalığı açısından yatkınlık göstergesi bir testtir.
  5. Göz Muayenesi: Gözdeki romatizmal iltihabi durum üveit olarak adlandırılır. Üveitin varlığını belirlemek için göz doktoru tarafından detaylı bir muayene yapılır. Üveit Behçet hastalığı için destekleyici bir ölçüttür.
  6. Görüntüleme Yöntemleri: MR veya BT gibi görüntüleme yöntemleri, beyin ve damarların etkilenip etkilenmediğini incelemek için kullanılabilir.
  7. Uluslararası Tanı Kriterleri: 1990 yılında belirlenen Uluslararası Behçet Çalışma Grubu kriterleri, hastalığın tanısında kullanılır. Bu kriterlere göre tanı koymak için ağız yaralarının varlığı zorunludur ve ek olarak cilt lezyonları, genital yaralar veya göz iltihabından en az iki tanesinin de bulunması gereklidir.
  8. Pediatrik Behçet kriterleri: En güncel kullanılan çocukluk çağı Behçet hastalığı tanı ölçütleridir. Oral aft, genital aft, cilt lezyonları, nörolojik tutulum, damar tutulumu ve göz tutulumu bulgularından en az üçünü karşılayan çocuklar Behçet hastalığı tanısı alabilir. 


Behçet Hastalığı, kesin tanı yöntemleri olmaması ve çeşitli belirtiler göstermesi nedeniyle teşhisi zor bir hastalıktır. Tanı koyulurken klinik değerlendirme, tanı kriterleri ve çeşitli testlerden faydalanılır. Bulgular peyderpey çıkabilmekte olup, bazı çocuk hastalar olası Behçet hastalığı olarak değerlendirip, takip ve tedavi edilebilmektedir. Erken tanı, hastalığın etkilerini en aza indirmek ve komplikasyonları önlemek için kritik öneme sahiptir. Tedavi sürecinde bir çocuk romatoloji uzmanı rehberliği gereklidir.

Detaylı Bilgi için: Çocuk Romatolojisi


7-Behcet-Hastaliginda-Goz-Sorunlari-1-1200x686.jpg

27 Mayıs 2024 Bloglar0

Behçet hastalığı, vücutta birçok sistemi etkileyebilen kronik bir rahatsızlıktır. Özellikle Orta Doğu ve Asya kökenli insanlarda daha sık görülen bu hastalık, gözde de çeşitli sorunlara neden olabilir. Bu makalede Behçet hastalığına bağlı olarak gözde ortaya çıkan sorunlar, tedavi seçenekleri ve yaşam kalitesini artırmak için yapılabilecekler ele alınacaktır.

Göz Sorunları ve Belirtiler
Behçet hastalığı gözde en yaygın olarak üveite sebep olur. Üveit, gözün farklı bölgelerinde ortaya çıkan ve ciddi görme sorunlarına yol açabilen romatolojik iltihabi bir durumdur. Behçet hastalığından kaynaklanan göz sorunları şunları içerir:

  1. Ön Üveit: Gözün ön kısmındaki iltihaplanma sonucu ortaya çıkar. Belirtileri arasında gözde kızarıklık, ışığa duyarlılık, bulanık görme ve ağrı bulunur.
  2. Arka Üveit: Gözün arka kısmındaki iltihaplanmayı ifade eder. Görme keskinliğinde azalma, bulanık görme ve karanlık noktalar gibi belirtiler gösterir. Behçet hastalığında gözün en sık etkilenen bölgesidir.
  3. Panuveit: Hem gözün ön hem de arka kısmında meydana gelen iltihaplanmadır. Bu durumda daha ciddi görme kaybı olabilir.
  4. Retinal Vaskülit: Gözün retina tabakasındaki kan damarlarının iltihaplanması sonucu oluşur ve görme kaybına yol açabilir.

Tedavi Yöntemleri
Behçet hastalığında göz sorunlarının tedavisinde, iltihaplanmayı azaltmak ve görme kaybını önlemek için çeşitli yöntemler uygulanır:

  1. Kortikosteroidler: Enflamasyonu hızlı bir şekilde azaltmak için kullanılır. Göz damlası, enjeksiyon veya oral ilaç olarak uygulanabilir.
  2. Bağışıklık Sistemini Baskılayan İlaçlar: Azatiopürin ve metotreksat gibi ilaçlar, bağışıklık sisteminin aşırı tepkisini baskılayarak iltihaplanmayı kontrol altına alır.
  3. Biyolojik Ajanlar: İnfliksimab ve adalimumab gibi biyolojik ilaçlar, bağışıklık sistemindeki spesifik hedefleri baskılar.
  4. Kolşisin: Behçet hastalığını, cilt ve eklem bulguları başta olmak üzere, kontrol altına almak için kullanılabilir.

Yaşam Kalitesini Artıracak Öneriler
Behçet hastalığında göz sorunlarıyla başa çıkarken, yaşam kalitesini artırmak için şu öneriler dikkate alınabilir:

  1. Düzenli Göz Muayenesi: Erken teşhis ve tedavi, göz sağlığını korumak için hayati önem taşır. Doktorunuzun önerdiği sıklıkta göz kontrollerine gitmek önemlidir.
  2. Stres Yönetimi: Stres, Behçet hastalığının alevlenmesine neden olabilir. Meditasyon, yoga veya derin nefes egzersizleri gibi rahatlatıcı aktiviteler stresle başa çıkmada yardımcı olabilir.
  3. Sağlıklı Beslenme: Vitaminler ve minerallerle dolu dengeli bir beslenme, genel sağlığı destekleyebilir. Omega-3 yağ asitleri, göz sağlığı için de faydalıdır.
  4. Düzenli Egzersiz: Hafif egzersizler, kan dolaşımını ve genel sağlığı iyileştirebilir.


Behçet hastalığı, göz sorunlarıyla karşılaşan kişiler için zorlu bir mücadele olabilir. Ancak, erken teşhis ve uygun tedavi ile göz sağlığını korumak mümkündür. Düzenli çocuk romatoloji ve göz hastalıkları kontrolleri, doktor tavsiyelerine uyum ve sağlıklı bir yaşam tarzı benimsemek, Behçet hastalığının gözle ilgili etkilerini en aza indirmede önemli bir rol oynar.

Detaylı Bilgi için: Çocuk Romatolojisi


5-FMF-Ilaclari-ve-Yan-Etkileri-1-1200x686.jpg

23 Mayıs 2024 Bloglar0

Ailevi Akdeniz Ateşi (FMF), genellikle Akdeniz kökenli insanlarda görülen genetik bir hastalıktır. Periyodik ateş atakları, karın ağrısı ve eklem ağrısı gibi semptomlarla karakterizedir. FMF tedavisinde kullanılan ilaçlar, hastalığın kontrol altına alınmasında ve semptomların hafifletilmesinde kritik rol oynar. Ancak bu ilaçların da bazı yan etkileri olabilir. Bu makalede, FMF tedavisinde kullanılan ilaçlar ve yan etkileri hakkında detaylı bilgi vereceğiz.

Kolşisin
FMF tedavisinde en yaygın kullanılan ilaç kolşisindir. Bu ilaç, inflamasyonu önleyerek atakların sıklığını ve şiddetini azaltır. Kolşisinin yan etkileri arasında şunlar bulunur:

  • Gastrointestinal sorunlar: Karın ağrısı, ishal ve bulantı en sık görülen yan etkilerdir. İshal şiddetli olabilir ve doz ayarlaması gerektirebilir.
  • Kas problemleri: Nadiren kas güçsüzlüğü ve kas ağrıları gözlemlenebilir.
  • Kan bozuklukları: Kolşisin, uzun süreli kullanımda kemik iliği baskılanmasına neden olabilir. Bu da kan hücrelerinde azalmaya yol açabilir.

Anti-İnflamatuar İlaçlar
FMF hastalarında semptomatik rahatlama için non-steroidal anti-inflamatuar ilaçlar (NSAID’ler) kullanılabilir. Bu grupta en yaygın kullanılan ilaç ibuprofen’dir Ancak, bu ilaçların da bazı yan etkileri vardır:

  • Gastrointestinal sorunlar: NSAID’ler, mide ağrısı, ülser ve mide kanaması riskini artırabilir.
  • Böbrek sorunları: Uzun süreli kullanımda böbrek fonksiyonlarında bozulmalara neden olabilir.

Biyolojik İlaçlar
Kolşisin tedavisine yanıt vermeyen hastalar için biyolojik ilaçlar da kullanılabilir. Özellikle IL-1 inhibitörleri, FMF ataklarını kontrol etmekte çok etkilidir. Ancak, bu ilaçların da bazı yan etkileri olabilir:

  • Enfeksiyon riski: Bağışıklık sistemi baskılanması zemininde üst solunum yolu ve herpes enfeksiyonlarına daha yatkın hale gelebilirler.
  • Enjeksiyon bölgesi reaksiyonları: Ciltte kızarıklık, şişme ve ağrı görülebilir.
  • Alerjik reaksiyonlar: Nadir de olsa, biyolojik ilaçlar alerjik reaksiyonlara yol açabilir.

FMF, genetik bir hastalık olduğundan, doğru ilaç tedavisiyle hastaların yaşam kalitesi büyük ölçüde iyileştirilebilir. Kolşisin, anti-inflamatuar ilaçlar, biyolojik tedaviler ve steroidler bu amaçla kullanılsa da, her biri yan etkiler barındırır. Bu nedenle, tedavi sırasında düzenli çocuk romatoloji kontrolü ve olası yan etkilere karşı dikkatli olunması önemlidir. Tedavi sürecinde, hastalar ilaçlarını doktorlarının önerdiği şekilde kullanmalı ve herhangi bir yan etki gördüklerinde doktorlarıyla iletişime geçmelidirler.

Detaylı Bilgi için: Çocuk Romatolojisi


3-FMF-Tedavi-Yontemleri-1-1200x686.jpg

23 Mayıs 2024 Bloglar0

Ailesel Akdeniz Ateşi (FMF), genetik geçiş gösteren bir hastalıktır. Akdeniz kökenli toplumlarda daha sık görülmekle birlikte, dünyanın birçok farklı bölgesinde de rastlanabilir. FMF’nin temel semptomları arasında tekrarlayan karın, göğüs ve eklem ağrıları, ateş ve ciltte döküntüler yer alır. Tedavi edilmediğinde ciddi komplikasyonlara yol açabilen FMF, düzenli takip ve tedavi gerektirir. Bu makalede, FMF tedavi yöntemlerine odaklanacağız.

Kolşisin Tedavisi

Kolşisin, FMF tedavisinde en yaygın kullanılan ilaçtır. Düzenli olarak alındığında, hastaların büyük çoğunluğunda atak sıklığını azaltır veya tamamen ortadan kaldırır. Kolşisin aynı zamanda amiloidoz adı verilen ve böbrekleri etkileyen ciddi bir komplikasyonun gelişmesini de engeller. İlaç dozu hastanın yaşı, kilosu ve klinik durumuna göre çocuk romatoloji doktoru tarafından düzenlenir. Amaç atakların önlenmesi ve gelişmemesi oldugundan, kolşisin tedavisine rağmen semptomlar devam ederse, üst basamak tedavi aşamalarına geçilir. 

Biyolojik Tedaviler

Kolşisine cevap vermeyen veya intoleransı olan hastalar için biyolojik ajanlar önemli bir alternatiftir. Bu ilaçlar, moleküler boyutta hastalığa neden olan interlökin (IL)-1 adlı inflamasyonu başlatan proteini durdurmayı amaçlar. IL-1 inhibitörleri olarak adlandırılan bu grupta, anakinra (Kineret) ve kanakinumab (İlaris) isimli ilaçlar yer alır. Bu ilaçlar kolşisine dirençli FMF hastalarında hastalığı tam olarak kontrol etmede önemli katkı sağlar..

NSAID ve Kortikosteroid Tedavileri

Nonsteroid antiinflamatuvar ilaçlar (NSAID’ler) ve kortikosteroidler, akut atakları yönetmek için kullanılabilir. NSAID’ler ağrı ve inflamasyonu hafifletirken, kortikosteroidler daha şiddetli atakları bastırmak için kullanılabilmektedir. Ancak, uzun vadede bu ilaçların sürekli kullanımı önerilmez, çünkü yan etkiler meydana gelebilir.

Alternatif ve Destekleyici Tedaviler

Beslenme düzeni, stres yönetimi ve düzenli egzersiz gibi yaşam tarzı değişiklikleri, FMF’li hastalarda genel sağlık durumunun iyileştirilmesine yardımcı olabilir. Örneğin, inflamasyonu artırdığı bilinen bazı gıdalardan kaçınılması, sağlıklı yağlar ve antioksidan bakımından zengin besinlerin tercih edilmesi önerilir. Stres, FMF ataklarını tetikleyebileceğinden, yoga veya meditasyon gibi stres yönetimi teknikleri de faydalı olabilir.

Tedavi Takibi ve Hasta Eğitimi

FMF tedavisinin etkili olabilmesi için düzenli doktor kontrolleri şarttır. Tedavi planı hastanın bireysel ihtiyaçlarına göre ayarlanmalı, ilaç dozları ve diğer tedavi yöntemleri düzenli olarak gözden geçirilmelidir. Hem hastalık durumu, hem de kullanılan ilaçlara bağlı gelişebilecek yan etkiler 3-6 ay aralıklar ile çocuk romatoloji uzman hekimi tarafından değerlendirilmelidir. Hastaların, hastalıklarının doğası ve tedavi sürecinin önemi hakkında bilinçli olmaları önemlidir. Aile üyeleri de genetik risk taşıyabileceğinden, bu konuda eğitim almalı ve gerekirse test edilmelidir.

 

FMF, genetik temelli ve kronik bir hastalıktır, ancak uygun tedavi yöntemleriyle kontrol altına alınabilir. Tedavi süreci; düzenli takip, hasta eğitimi ve kişiye özel bir yaklaşımla yürütülmelidir.

Detaylı Bilgi için: Çocuk Romatolojisi


2-FMF-Tani-Yontemleri-Nelerdir-1.jpg

23 Mayıs 2024 Bloglar0

Ailevi Akdeniz Ateşi (FMF), genellikle Orta Doğu ve Akdeniz kökenli bireylerde görülen genetik bir hastalıktır. Bu hastalık, MEFV genindeki mutasyonlardan kaynaklanır. FMF, tekrarlayan ateş ve karın ağrısı gibi semptomlarla kendini gösterir. Erken teşhis, hastalığın etkili bir şekilde yönetilmesi için kritik öneme sahiptir. Bu makalede, FMF tanısı için kullanılan yöntemleri ayrıntılı bir şekilde ele alacağız.

  1. Klinik Değerlendirme:
    FMF tanısında ilk adım, hastanın semptomlarının dikkatlice değerlendirilmesidir. Tekrarlayan ateş, karın ağrısı, eklem ağrısı, göğüs ağrısı gibi belirtiler incelenir. Aile öyküsü de önemlidir, çünkü FMF genetik bir hastalık olduğundan ailede benzer semptomlar gösteren başka bireyler olabilir. Klinik değerlendirme sürecinde doktor, benzer bulgulara sebep olabilecek enfeksiyon gibi diğer nedenleri dışlar ve hastalığın seyri hakkında bilgi toplar.
  2. Laboratuvar Testleri:
    Klinik belirtilerle birlikte, hastanın kan testleri de FMF tanısında önemlidir. Vücudun bağışıklık sisteminin kontrolsüz bir şekilde fazla çalıştığının bir göstergesi olan lökosit, CRP (C-reaktif protein) ve serum amiloid A (SAA) değerleri gibi akut faz reaktanları incelenir. FMF atağı sırasında bu değerler genellikle yüksektir. 
  3. Genetik Testler:
    MEFV genindeki mutasyonların tespiti, FMF tanısında altın standart olarak kabul edilir. Genetik testlerle MEFV genindeki yaygın mutasyonlar belirlenir. MEFV geninde 300’ün üzerinde tanımlanmış mutasyon bulunmakta olup, bunların bazıları hastalık yapıcı etkisi olan bazıları ise hastalıkla ilişkili olmayan mutasyonlardır. Bu mutasyonun çocuk romatoloji doktorunca, hastanın klinik bulguları birlikteliğinde değerlendirilmesi tanı açısından gereklidir.
  4. Ayırıcı Tanı:
    FMF, diğer otoinflamatuar hastalıklarla karıştırılabilir. Bu nedenle, çocuk romatoloji uzmanı FMF tanısı koymadan önce, hastayı şikayetlerin oldugu atak dönemlerinde değerlendirir. Mümkünse 2-3 atak döneminde hastanın atak bulguları görülerek, bulguların FMF ilişkili olup olmadığı netleştirilir. Diğer otoinflamatuvar hastalıklar da FMF’in bazı bulgularını sergileyebilir. Bu hastalıklardan şüphelenildiği durumlarda ek genetik ve laboratuvar testleri istenebilir. 

 
FMF tanısında klinik değerlendirme, laboratuvar testler ve  genetik analizler temel değerlendirme yöntemleridir. Erken teşhis ve uygun tedavi ile FMF hastalarının yaşam kalitesi önemli ölçüde artırılabilir. FMF tanı süreci, multidisipliner bir yaklaşımla ele alınmalı ve her hasta için özel olarak değerlendirilmelidir.

Detaylı Bilgi için: Çocuk Romatolojisi


1-FMF-Belirtileri-Nelerdir-1-1.jpg

23 Mayıs 2024 Bloglar0

Ailevi Akdeniz Ateşi (FMF) Belirtileri Nelerdir?

Ailevi Akdeniz Ateşi (FMF), kalıtsal bir otoinflamatuar hastalık olup, özellikle doğu Akdeniz coğrafyasındaki ülkelerde yaşayan insanlarda yaygındır. Özellikle Türk, Yahudi, Ermeni, ve Arap kökenli toplumlarda daha sık görülür. FMF, inflamasyon atakları ile kendini gösterir ve ataklar arasında genellikle hasta tamamen normal hisseder. İşte FMF’nin en yaygın belirtileri:

  1. Ateş: FMF’nin en belirgin semptomlarından biri, ani olarak ortaya çıkan ve genellikle 1 ila 3 gün süren yüksek ateştir. Ateş, sıklıkla diğer belirtilerle birlikte görülür ve atakların habercisi olabilir.
  2. Karın Ağrısı: FMF hastalarının yaklaşık %90’ı karın ağrısı yaşar. Bu ağrı, genellikle şiddetli olup karın boşluğunu kaplayan zarların (periton) iltihaplanmasından kaynaklanır. Kramp benzeri ağrılar karnın alt kısmında yoğunlaşabilir ve birkaç gün sürebilir.
  3. Göğüs Ağrısı: Göğüs zarlarının (plevra) iltihaplanması nedeniyle oluşan bu ağrı, hastaların nefes almasını zorlaştırabilir. Göğüs ağrısı, genellikle tek taraflı olarak hissedilir ve birkaç gün sürebilir.
  4. Eklem Ağrısı ve Şişlik: FMF hastalarının önemli bir kısmı, özellikle diz ve ayak bileği eklemlerinde şiddetli ağrılar ve şişlik yaşar. Eklem iltihaplanması (artrit), FMF‘nin sık rastlanan semptomlarından biridir ve atak dönemlerinde şiddetlenebilir.
  5. Deri Döküntüleri: FMF’li hastalarda, özellikle bacaklarda veya ayak bileklerinde kırmızı ve hassas deri döküntüleri ortaya çıkabilir. Bu döküntüler, atak sırasında ağrı ve yanma hissine neden olabilir.
  6. Kas Ağrısı: Egzersiz veya aşırı efordan sonra, FMF hastaları kas ağrısı yaşayabilirler. Bu ağrılar genellikle baldır kaslarında yoğunlaşır.
  7. Diğer Belirtiler: Nadir de olsa, bazı hastalarda skrotal ağrı (testislerde) veya mide-bağırsak sorunları ortaya çıkabilir. Ayrıca, tedavisiz kalan ve uzun yıllardır atak geçiren hastalarda böbrek fonksiyon bozuklukları da uzun vadede gelişebilir.

Hastalar, atak dönemlerinde yukarıdaki belirten bulguların birini ya da birkaçını birlikte yaşayabilir. En sık bulgular karın ağrısı ve ateş olmakla birlikte, diğer klinik bulguların görüldüğü ataklar ile seyreden çocuklarda olabilmektedir. 

FMF Tedavisi ve Önemi

Ailevi Akdeniz ateşinin  tedavisi, hastalığın komplikasyonlarını önlemek ve atakların şiddetini azaltmak için oldukça önemlidir. Kolşisin, FMF’nin kontrol edilmesinde temel ilaçtır ve düzenli kullanımı, atak sıklığını ve şiddetini büyük ölçüde azaltır. FMF belirtileri gösteren çocuklar, mutlaka bir çocuk romatoloji doktoru tarafından değerlendirilmeli ve takip altında olmalıdır.

Ailevi Akdeniz ateşi tanısı konulup uygun tedavi alan hastalar, normal bir yaşam sürdürebilir. Ancak tedavi edilmediğinde, özellikle böbrek yetmezliği gibi ciddi komplikasyonlar gelişebilir. Bu yüzden FMF’nin belirtileri hakkında farkındalık artırılmalı ve erken teşhis sağlanmalıdır.

Detaylı Bilgi İçin: FMF Belirtileri

 


cocuk-ramotolojisi.jpg

7 Nisan 2024 Bloglar0

Çocuk Romatolojisi – Küçük Bedenlerde Büyük Savaşçılar

Çocuk romatolojisi, 0-18 yaş arası çocuklarda görülen, periyodik ateş sendromları, kas-iskelet sistemi ve bağ dokusu hastalıklarının teşhis ve tedavisiyle ilgilenen bir tıp dalıdır. Bu hastalıklar eklemler, kaslar, kemikler ve bağ dokuları gibi birçok sistemi etkileyebilir ve çocukların normal büyüme ve gelişmesini engelleyebilir.

Çocuk romatolojisi bölümünde teşhis ve tedavi edilen bazı hastalıklar şunlardır:

  • Juvenil İdiyopatik Artrit (JİA): Çocukluk çağının eklem romatizması olarak da bilinen bu hastalık, eklemlerde iltihaplanma, ağrı ve kısıtlılığa neden olabilen kronik seyirli bir hastalıktır.
  • Ailesel Akdeniz Ateşi (FMF): Genetik kalıtım gösteren ve ülkemizde sık görülen bu hastalık, 6 saat – 3 gün süren, ateş, halsizlik, karın ağrısı, göğüs ağrısı ve eklem şikayetleri gibi bulgular ile seyreden, ve belli periyotlar ile tekrarlayan ataklar ile karakterizedir.
  • PFAPA: Ailevi Akdeniz ateşi (FMF) ile benzer mekanizmalar ile gelişen, fakat genetik geçisi tam olarak bilinmeyen bir ateşli romatizmal hastalıktır. En sık 2-5 yaş aralığında başlamakta olup, ortalama 3-4 hafta ara ile tekrarlayan ve 40 dereceyi bulabilen dirençli yüksek ateş, eksüdatif tonsillit-farenjit, boyun lenf bezlerinde büyüme ve ağız yarası gibi şikayetlerin bir arada görülebildiği, 4-5 gün içerisinde sonlanan atak periyotları ile seyirli bir hastalıktır. 
  • Sistemik Lupus Eritematozus (SLE): SLE, otoimmün bir hastalık olup, temelinde bağışıklık sistemi kaynaklı, otoantikor adı verilen bağışıklık sistemi hücrelerinin aşırı üretimi ve bu hücrelerin kendi dokularımıza saldırması ile ortaya çıkan bir hastalıktır. Cilt, eklemler, kaslar, böbrekler, sinir sistemi, bağırsaklar ve kan hücreleri başta olmak üzere birçok doku ve organı etkileyebilir.
  • Vaskülit: Bu tanı, damarların iltihaplanması ile karakterize romatizmal hastalıkları tanımlamak için kullanılır. Etkilenen damar çapına göre, küçük-orta ve büyük damar vaskülitleri gibi farklı hastalıkları kapsar. En sık görüleni, küçük damarları etkileyen Henoch-Schönlein purpurası adlı kılcal damar romatizmasıdır.Farklı organları etkileyebilir ve çeşitli semptomlara neden olabilir.
  • Çocuk romatolojisi uzmanları, hastaların semptomlarını değerlendirmek ve tanıya ulaşmak için fizik muayene, laboratuvar testleri ve görüntüleme yöntemleri gibi çeşitli yöntemler kullanır. Tanı konduktan sonra, hastalığın şiddetine ve semptomlarına göre bir tedavi planı oluşturulur.

Çocuk romatolojisi tedavisinde kullanılan yöntemler şunlardır:

  • İlaç tedavisi: Ağrıyı ve iltihabı kontrol altına almak için çeşitli ilaçlar kullanılabilir.
  • Fizik tedavi: Egzersizler ve diğer fizik tedavi yöntemleri, kasları güçlendirmek, eklem hareket açıklığını korumak ve ağrıyı hafifletmek için kullanılabilir.
  • Yaşam modifikasyonları: Mevcut hastalığın medikal tedaviler ile birlikte daha kolay kontrol altına alınabilmesi, ya da altta yatan otoimmün hastalıkların ortaya çıkışını engellemek için; sağlıklı beslenme önerileri, egzersiz programları ve  uyku düzeni gibi önerileri kapsamaktadır. 
  • Ergoterapi: Günlük aktiviteleri yaparken eklemlere binen stresi azaltmak için hastalara özel aletler ve gereçler önerilebilir.

Çocuk romatolojisi hastalarının ebeveynleri için bazı tavsiyeler:

  • Çocuk romatolojisine, ilgili hastalıklar ile şüpheli bir şikayet durumunda yada çocuk doktorlarının çocuk romatolojisi yönlendirmesi sonrası gecikmeden başvurmaya çalışın.
  • Çocuk romatolojisi doktorunuzun önerilerini, takip süreçlerini aksatmadan uygulamaya çalışın.
  • Çocuğunuzun ilaçlarını tam olarak doktorunuzun önerdiği şekilde verin.
  • Çocuğunuzun, doktorunuzun önerdiği egzersiz programlarının düzenli yapmasını sağlayın.
  • Çocuğunuzun sağlıklı ve dengeli beslenmesini sağlayın.
  • Çocuğunuzun stresini yönetmesine yardımcı olun.

Çocuk romatolojisi uzmanları, çocuklarda görülen kas-iskelet sistemi ve bağ dokusu hastalıklarının teşhis ve tedavisinde önemli bir rol oynar. Erken teşhis ve doğru tedavi ile bu hastalıkların semptomları kontrol altına alınabilir ve çocukların yaşam kalitesi önemli ölçüde iyileştirilebilir.

Detaylı Bilgi İçin: Çocuk Romatolojisi


Hypermobile-kids1-1.jpg

5 Nisan 2024 Bloglar0

Hipermobilite Tedavisi – Eklem Hareketliliğinin Dengesini Kurmak

Hipermobilite, eklemlerin normalden fazla hareket etmesi anlamına gelen bir durumdur. Bu durum, bazı kişilerde herhangi bir semptoma neden olmazken, bazılarında ise eklem ağrısı, eklem çıkığı, yorgunluk ve kas zayıflığı gibi çeşitli problemlere yol açabilir.

Hipermobilite tedavisinin temel amacı, eklemleri stabilize etmek, kasları güçlendirmek ve ağrıyı yönetmektir. Tedavi, hastanın semptomlarının şiddetine ve günlük yaşamına etkisine göre belirlenir.

Tedavi seçenekleri şunlardır:

Egzersiz programları: Çocukların, ilgili hipermobil eklemlerini zorlamayacak, eklemlere çok yük bindirmeden kas güçlendirmenin daha ön planda olduğu egzersiz programları oluşturmak.

Fizik Tedavi: Fizyoterapistler, eklem hareket açıklığını korumaya ve eklemleri stabilize etmeye yardımcı olacak egzersizler öğretir. Ayrıca, kasları güçlendirmek ve duruşu düzeltmek için de egzersizler verilebilir.

Ergoterapi: Ergoterapistler, günlük aktiviteleri yaparken eklemlere binen stresi azaltmak için hastalara yardımcı olabilir. Ayrıca, eklemleri korumak için özel aletler ve gereçler de önerebilirler.

Ağrı Yönetimi: Ağrı kesici ilaçlar ve sıcak veya soğuk kompres gibi yöntemler, eklem ağrısını yönetmek için kullanılabilir.

Cerrahi: Eklem çıkığı veya instabilite gibi ciddi problemler cerrahi müdahale gerektirebilir.

Hipermobilite tedavisinde önemli bir rol oynayan egzersizler, eklemleri stabilize etmeye ve kasları güçlendirmeye yardımcı olur. Egzersiz programı, hastanın semptomlarına ve kondisyonuna göre belirlenmelidir.

Hipermobilite hastalarının dikkat etmesi gereken bazı önemli noktalar şunlardır:

  • Yorgunluktan kaçınmak: Yorgunluk eklemlere binen stresi artırabilir ve semptomları kötüleştirebilir.
  • Doğru duruş: Duruş bozukluğu eklemlere binen stresi artırabilir. Bu nedenle, doğru duruşa dikkat etmek önemlidir.
  • Ağırlık kaldırırken dikkatli olmak: Ağırlık kaldırırken eklemlere binen stresi minimize etmek için doğru teknik kullanmak önemlidir.

Hipermobilite tedavisinde hastaya özel bir yaklaşım önemlidir. Tedavi, hastanın semptomlarının şiddetine, günlük yaşamına etkisine ve genel sağlık durumuna göre belirlenmelidir.

Detaylı Bilgi İçin: Hipermobilite Tedavisi


© Copyright 2021 - 2024 | Doç. Dr. Ferhat Demir | Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı | Çocuk Romatoloji Uzmanı